Günler günleri kovalamaya başladı. Uzunca bir süre Lapis’e karayolundan yürüyerek gidip geldik. Araç ne zaman verilecek diye sorduğumuzda da, kısa zaman içinde hallolacak cevabını alıyorduk.
 
Velhasıl.. Meksiklalılar, mücevher mağazasına grup getirmenin, komisyon almanın ne demek olduğunu Lapis’ten öğrenmeye başladılar. İşleyiş ile ilgili infolar verildi. Taksiciler da konuya dahil edilmeye başlandı. Tipik Antalya’da 1992 yılında başlattıkları uygulamaların aynılarıydı. Meksikalılar bu duruma pek alışık olmadıkları için, başlangıçta müşteri getirmede zorlanıyorlardı. Dolayısıyla da işler durgun ve çalışma günümüz boş geçiyordu. Tavla oynanıyor, Türkiye’nin maç saatlerinde futbol izleniyordu. Kafeteryada oturulup Meksikalılar ile sohbet ediliyordu. İspanyolca öğrenme çalışmaları başlamıştı.
 
Meksikalılar da bizlerden Türkçe öğreniyorlardı. İlk öğrendikleri ise “amına koyim” oldu. Öyle ki, her sabah herkes birbirine günaydınlarını bildirirdi. Bir sabah İspanyolca “buenos diaz” dediğimizde aldığımız cevap; “buenos diaz amına koyim” ve ardından 32 dişi gösteren gülümsemeler.. Tabii biz şok olduk! Ne zaman öğrendiniz dedik. Adamlar haklı olarak, siz aranızda bir şey anlatırken bunu söyleyip gülüyorsunuz. Biz de güzel bir şey olduğunu düşünerek böyle cevap verelim dedik dediler. Ekipçe koptuk.
 
Bizim ekip geri kalır mı.. İspanyolca’da yemek yemeye gidelim demeyi öğrenmiştik. “Vamosa komer”. Her yemeğe giderken nereye diye soranlara “komer komer” diyorduk. Hani arayan soran olursa yemekteyiz anlamında. Derken bir gün fırlama bir Meksikalı arkadaştan, “Komer” deki, “m” nin yerine “h” geldiğinde anlamının 180 derece değiştini öğrendik. “Vamosa koher” dediniz mi, “hadi seks yapalım” anlamına geliyormuş. Komer: yemek / Koher: seks! Dedim ya, geri kalmazdı bizim ekip. Yemeğe giderken nereye gidiyorsunuz diye soran Meksikalılara “koher” dediğimizde bu sefer onlar şaşkınlık içinde güldüler. 32 dişi sırıtarak gösterdik!

 

Günler devam ettikçe bir şekilde onlar bizden Türkçe biz de onlardan İspanyolca öğreniyorduk. Ev arkadaşımla Playa del Carmen’de ilk market alışverişimizi unutamam. Chedraui isminde, Migros diyebileceğimiz devasa süper marketler zinciri vardır. Hatta Migroslardan daha büyüktür. Ev arkadaşım Türk! İspanyolcamız yok! Et reyonu önüne geldik. Etlere bakıyoruz. Fiyatlar Türkiye’den çok ucuz! Kasap geldi. O da ne sipariş vereceğiz diye bize bakıyor. Bir et parçasını gözümüze kestirdik. Bunu dedik ama ya domuzsa? İngilizce biz domuz istemiyoruz dedik. O da İngilizce bilmiyormuş. Hadi bakalım! Bu ne diyoruz. O İspanyolca Karne diyor. Oğlum ne karnesi diyoruz gülüşüyoruz. Biz beef istiyoruz, pork olmasın diyoruz. Bize gülümsüyor. Baktık olacak gibi değil. Reyonun önünde boynuz işareti “moo moo” deyip, biz bundan istiyoruz. Domuz sesi çıkartarak ve burnunun taklitin göstererek bundan istemiyoruz diyoruz. Adam gülüyor. Bizi izleyen Meksikalı müşteriler çevremizi sardı. İlginç insanlar şehrimize gelmiş şeklinde bizi izliyorlar. Biz de kendimizi ete iyice kaptırmışız. İçlerinden biri de İngilizce bilse ya. İngilizce bilen çıkmadı. Baktık olmuyor. Eti almaktan vaz geçtik. Oranın maskotu olmuş durumda kasaya ilerledik.
 
Kasadan aldıklarımız geçti. Kasadaki kız yazar kasadan toplam rakamı gösterdi. 680 pezo dedi. 1000 pezo verdim. Kasayı açtı. İşi kolaylasın diye 180 pezo daha uzattım. Hesap makinesinden sen bana 500 pezo verirsin demeye çalıştım. Hay demeseydim. O, 180 pezoyu uzatmasaydım. Önce bir durdu. Neden 500 vereyim der gibi bana baktı. Yazar kasanın ekranında yazan para üstünü gösterdi. 320 yazıyordu. Ben de tamam dedim. Hesap makinesinden 320+180 yaptım. 500’ü gösterdim. Bana bunu vereceksin dedim. Error verdi! Arkamızda kuyruk oluştu.
 
Güzel olan şey!! O kuyruktan bir homurdanma çıkmadı. Saygı ve sabırla beklediler. O an aklımdan geçen; bu durum şimdi İstanbul’da olsaydı, arka sıradakilerle birbirimize çoktaan girmiştik.
 
Kıza verdiğim 180 pezoyu geri ver dedim. Onu sıkı sıkıya elinde tutmuş. Vermedi. Bakışları ben onu nasıl kandırıyorum acaba gibiydi. Eyvah eyvah dedim. Bir düğmeye bastı. Şef geldi. Şenliğe bak diye içimden geçirdim. Şef kırık İngilizcesiyle nasıl yardım edebilirim diye bana sordu. Ben de kıza yardım edin lütfen dedim. Şaşkınlıkla kıza ve bana baktı. Hesap makinesinde göstererek özetle konuyu izah ettim. Şef de hesap makinesine dalan gözlerle bakmaya başlayınca ev arkadaşıma “sıçtık” dedim. Bütün ofis personeli buraya gelecek galiba..
 
Büyük bir pratiklikle şefe el işaretleriyle 180’i bana geri ver dedim. Parayı bana verdi. Tezgahın üzerine parayı yavaşça koydum. Şimdi de 1000 pezonun üstünü kız bunun üzerine koysun dedim. Yavaşça kasadan parayı alıp 180 pezonun yanına koydular. Şimdi bu paralar benim. Değil mi dedim. Kısa bir duraksamayla evet dediler. Ben bu parayı alıyorum diyerek yavaşça cebime koydum. Anlaştık mı şimdi dedim. Bueno dediler.

 

 

Demir parmaklıklar açılıp özgürlüğünü kazanmış insanlar gibi arkamıza bakmadan oradan ayrıldık. Poşetleri taksinin bagajına koyup, koltuklarımıza oturduğumuzda, bir müddet konuşamadık. Sadece taksiciye gideceğimiz yeri söyledik. Kendimize geldikten sonra tipik maç yorumlarımızı yapmaya başladık. Koptuk.
 
Ertesi gün, mağazada hareket olmamasından dolayı, Meksikalılara uyguladıkları “siesta” yı, bize de uygulayacaklarını söylediler. Şaşkınlığımız uzun sürdü. Kimse inanamadı. Herkes sabah saatinde işe gelecek. Belirlenen listeye göre yer alan kişiler öğleden sonra saat 14:00’de izinli olacaktı. Başımızdaki yönetici de denize gidin istirahat edin demez mi..Havalara uçamadık. Acaba arkasından ne gelecek diye bekledik. Bir şey çıkmadı. Biz yaklaşık bir ay kadar siesta programından istifade ettik. Gerçi bir müddet sonra uygulamayı kaldırdılar. Meksikalılar devam etti. Adamların iş kanununda varmış!
 
Kısa süren bir siesta gününde yine Playa del Carmen’e 5-6 kişi gezmeye gittik. Acıktık. Bir kafeye oturduk. 6 kişi neredeyse aynı yemeği ve içecekleri söyledik. Hamburger ve Cocacola! Yemeklerimiz bitti. Hesabı istedik. Hesap topluca geldi. Biz dedik ayrı ayrı ödemek istiyoruz. Sen misin bunu isteyen. 28 dakika ayrı hesaplanıp, paraları ayrı verip, para üstlerini bekledik. Tam 28 dakika! Şaka değil! Türkiye’de esnafların, garsonların pratik zekalarını saygı ile andık. Türkiye’de 5 dakika içinde hesabı sizden alıp, kolonya çay muhabbeti ile sizi uğurlarlar.  28dakika…!!