Niyahetinde eşim ve kızım Cancun havalimanına indiler. Yaklaşık atlı ay sonra ailemi tekrar görmek heyecan vericiydi. Lâkin, benim için üzücü bir durum vardı ve bu durum bir müddet daha devam edecekti.
O da, kızımın beni hatırlamamasıydı..!!
Pusetini kullanmama bile izin vermiyordu. Kucağına aldırmıyordu. Eşimle kolktukta yan yana oturmamıza izin vermiyordu. Bana yabancı biri gibi davranıyordu. Sadece 6 ay geçmişti..
Zamanla alışacaktı ama bu süreç benim için ciddi anlamda zor geçmişti.
Allah kimsenin başına benzer durumu/durumları vermesin!

Cancun havalimanından, Puerto Aventuras’ın yolunu tuttuk. Sık ormanlıklarla çevrili bu yol bana her zaman uzun gelirken, bu sefer kısalmıştı.
Eve ilk girişimizde bizimkiler biraz yadırgadı. Türkiye’de 200 m2 bir evde oturuyorken, 50m2 evde yaşayacak olmak insanı biraz huzursuz eder.
Bana verdikleri ev konsepti bu şekildeydi.
Bunda da çifte standart uygulaması vardı.
Üst yönetime daha samimi sırıtan ve sırtlarına bol köpüklü kese atan evlilerin evleri daha farklıydı.
Verilen iki günlük izinle, aileme etrafı gezdirdim.
Marketten nelerin alınabileceği, internet kafe, gezilebilecek yerler v.s .
Yaşadığım yaşam tecrübeleri eşime aktarmaya başladım.

İki günlük iznin ardından iş başı yaptım. Gruplarla çalışmaya alışık olmayan bir Meksika pazarı vardı ve bizler grupların girmesini bekliyorduk. Türkiye’deki shopping center’lar gibi grupların önceden saat kaçta gireceği, kaç kişi getirecekleri gibi bilgiler gelmiyordu. Çat kapı grup gelebiliyordu.
İşler genel olarak düşük geçiyordu.
Az da olsa taksicilerin getirdikleri müşterilerden güzel işler çıkıyordu. Taksicilerin de bu ticaret şekline alışık olmamasından dolayı iletişim kopuklukları olabiliyordu.
Taksicileri ilk başlarda alıştırmak için, getirdiği kişi başına bir ücret ödeniyordu. Dolayısıyla taksiciler yolda kimi alırlarsa Lapis’e getirmeye çalışıyorlardı.
Alışverişin olup olmaması önemli değildi. Önemli olan birilerin içeri girmesi ve taksicilerin bu sisteme alışmasıydı.
Zaten bir müddet sonra Antalya’daki sisteme dönülecekti.
Kişi başı ücret vermek yerine, alışveriş olursa, onun üzeriden yüzde verilecekti.

Gelen gruplar infolarını alıp içeri girdiklerinde şaşırıyorlardı.
6 bin m2 lik bir mücevher satış alanından bahsediyorum.
Bu kadar mücevheri bir arada görmedikleri, şaşkın bakışlardan anlaşılıyordu. Satıcılar, gezinen müşterileri bankoların arkasından ürünlere bakmaları ve denemeleri için ikna etmeye çalışıyorlardı.

Meksikalı satıcılar, müşteriler ile ilk iletişimi kolaylıkla ve sempatiklikle kuruyorlardı. Fakat satışı sonuçlandıramıyorlardı. Bunun için bizim ekipten birilerinin satışı sonuçlandırması için destek vermesi gerekiyordu. Bunlara sektör içinde “closer” denilir. Yönetimin vermiş olduğu bir karardı.
Yine de, Meksikalı satıcılar bundan hoşlanmıyorlardı.
Satışı kapatamadıklarında, dert edinmiyorlardı. Sadece desteğin gelmesi ve satışın kapatılmasına gıcık oluyorlardı. Ben beceremedim durumunu sevmiyorlardı. Satış olmamış önemli değildi..!!

Satış kapatma durumlarında mutlaka çatışma çıkıyordu. Bu destekten yararlanıp, o andaki konuşmalardan ve taktiklerden bir şeyler kapmak yerine nedense sidik yarışı formatına getiriyorlardı. Satışın kaçacak olmasına rağmen de, bizimkiler destek vermemeye başladılar..

Bizlere verilen siesta hakları geri alınmıştı.
Meksikalıların iş kanununda siesta, yani vardiyalı çalışma sistemi olmasına rağmen bize bu hak verilmiyordu. Aslında kanunen suçtu!
Ama kimse sesini çıkartamıyordu.
Daha önceden belirttiğim gibi, burası bir çoğunun son şansıydı.. Haklarını savunamıyorlardı.
Ben de bazı konularda toplulukla hareket ediyordum. Birkaç defa diretilen uygulamalara karşı çıkmış ve tek başıma kalmıştım. Bir toplantı yapılmadan önce, bir konu hakkında hem fikir olacağız denilmesine rağmen, toplantı sürecinde kimsenin çıtı çıkmazdı.
Çok defa tek başıma bırakıldım..!!

 

 

Günler günleri kovalıyor, ben evden işe işten eve gidiyordum. Eşimle kızım yeni bir hayata alışmaya çalışıyorlardı. Kızımın okul çağında olmamasından dolayı İspanyolcayı öğrenmesi kolay değildi.
Meksikalıların hepsi İngilizce bilmiyordu. Eşim, İngilizceyle bir yere kadar derdini karşı tarafa anlatabiliyordu.

İngilizce bilmiyor olmamalarını yadırgıyordum. Burası ciddi anlamda bir turizm bölgesiydi ve yıllardır yoğun şekilde Amerikalı turistlerin tercih ettiği bir yerdi. Buna rağmen İngilizce bilmeyen çok insan vardı.
Türkiye ile kıyasladığımda, ayakkabı boyacılarının birkaç yabancı dili, kendi işlerini görecek kadar bilmeleri açık ara fark yaratıyordu ki, pratik zekâmızı da hesaba katmıyorum.

İşe gidip gelme sorununu bir Dodge minibüs kiralayarak çözdüler. Sağolsunlar..!!
O minibüsün de kullanımını ve sorumluluğunu bana verdiler. Her sabah Puerto Aventuras içinde ve farklı yerlerde oturan çalışanları, belirli toplama noktalarından alıyor ve işe gidiyorduk.
Akşam da yine aynı noktalara bırakıyordum.
Minibüsün uzun olmasından dolayı kullanımı kolay olmuyordu. Hiç uzun araç kullanmamıştım. Ama işi kıvırıyordum.
O minibüsle, haftanın belirli günleri Playa del Carmen’e market alışverişlerine de gidiyorduk. Bazen ailece, bazen çalışanlarla. Çalışanların market alışveriş ihtiyacına göre uyarlıyordum. Bir müddet sonra buna da laf edecek gibi oldular. Ama bunda, diğer çalışanların ne diyeceklerini önemsemeden savunmaya geçip, bu hakkımızın elden alınmasına müsaade etmemiştim..!!

 

 

Bu müddet sonra başka bir bezdirme yolu buldular.
O minibüsle, Cancun havalimanına gelen şirket yöneticilerini ya da izinden dönen çalışanları karşılama göreviydi. Minibüsü ben kullandığım için bu görevin de bana verilmesini ön gördüler.
Sadece ön görü olarak kaldı! Minibüsü iade ettim ve şoförlük sorumluluğunun başkasına verilmesini istedim. Hoşlarına gitti..!!
Minibüsü, ilk evi paylaştığım çocuğa verdiler. Bir ay içinde 3 defa kaza yaptı. İkinci ayda, arabayı neredeyse hurdaya çevirdi.
Acımasızca, maaşından kestiler. Sadece onun maaşından kesseler iyi.. Aracı servis olarak kullananlardan da kestiler. Cılız birkaç ses çıktı ama fark etmedi..

Ben arabayı iade ettikten sonra, servisi kullanmadım. Bazen yürüyerek gidiyordum. Bazen de komşum arabasıyla bırakıyordu. Meksikalı komşum hani..!!

İşlerin düşük olmasından dolayı, bir zaman sonra vaat edilen primlerden kesintiye gidilmesi kararı alındı.
Üst yönetimce..!! Bizi topladılar. Durumu anlattılar. Kimse karşı çıkmadı. Ben de herkesin içinde cevap vermedim. Bununla ilgili belge imzalatacaklarını ve bu şirketten ayrıldığımızda da Meksika kanunları çerçevesinde hiçbir hakkımızın kalmayacağına dair bir belge imzalatacaklarını söylediler.
Kimse sesini çıkartmadı..!!

O belgeyi imzalatma günü geldi.
Sırayla çalışanları odaya çağırmaya başladılar. Her çıkan imzayı atmış, sonrasında ana avrat sövüyordu. Arkalarından söveceğine yüzlerine karşı hakkını savunsaydın dediğimde de bana başka dünyadan gelmişim gibi bakıyorlardı.
Sıra bana gelmişti..
İçeri girdim. Açıklamayı dinledim. Kağıtları önüme sürdüler.
Hem Türkçe hem de İspanyolca yazıyordu. Ben onlara bakıyorum, onlar bana bakıyorlar. Öylece birkaç dakika bakıştık. Sanırım bakışlarımdan biraz rahatsız oldular ki, başlarında Morris denen biri gevrek gevrek sırıtarak bana imzalamamı söyledi.

İmzalamayacağım dedim. Şaşkınlığı gözlerinde patladı. Nasıl yani dedi. İmzalamayacağım dedim.. Neredeyse herkes imzaladı dedi.
Buraya gelirken ben herkesle görüşüp, şartlarla ilgili de herkesle anlaşmadım dedim. Bir kişiyle anlaştım ve el sıkıştım. Bu iş goy goy değil dedim.
Dünyanın bir ucundan insanları buraya getirip de, sonra istediğiniz köle moduna sokmaya çalışmanız pek etik değil sanırım..
Kimse, kendisine söylenen ya da verilen haklarından fazlasını istemiyor, ama siz söylediklerinizden kırpmaya, çalmaya çalışıyorsunuz dedim.
Bu görüşme bitmiştir, teşekkür ederiz dedi Morris efendi..!!
Dışarı çıkarken, odada bulunan diğer yöneticilerin suratları gergindi.

Dışarıda bekleyenler yüzüme baktı. Ne yaptın der gibiydiler.
İmzalamadım dedim.
Önce algılamadılar. Sonra şaşkınlıkla baktılar. Nasıl yani dediler.
İmzalamadım dedim. İmzalamadım..!!

Kafeterya’ya geçtik. Neden imzalamadığımı ve içeride ne söylediklerimi anlattım.
Ben de imzalamayacağım diyebilecek biri çıkar mı diye göz gezdirdim. Yoktu.
Hakkını savunacak potansiyeli olan biri yoktu..!!
Ben hariç hepsi imzaladı..
Odadan çıkan herkes, ilkel benlik davranışı sergiliyordu.. Sadece küfür ediyordu..!! Gülüyordum.
Aslında kendilerine küfür ediyorlardı.
Bilinçaltından..!! Bilinçsizce..!!
Kendi zayıflıklarına küfür ediyorlardı..!! O kadar net..!! Yapabildikleri tek şey, sadece küfür etmekti..!!
İmzalar atıldıktan sonra çalışma ortamı bir süre daha devam etti. Birkaç gün daha..
Herkes, sergilediğim davranışımla ilgili nasıl bir sonuç çıkacağını merak ediyordu..
Birkaç gün sonra, o beklenen final geldi.
Beni yönetim odasına çağırdılar…