Hepimiz Jet-lag’ın ne olduğunu bir hafta boyunca canlı yaşadık. Sabahın yedisinde saat çalmadan herkes uyanıyordu. Ben ki, hayatta saat yedide çalar saat olmadan kalkamazdım.
Gözler dınk diye açılıyordu ve uyku modu o an sona eriyordu.
Orta ölçekli ve parmaklıklı camdan dışarı baktığımda, ciddi şekilde sık bir ormanlığın içinde olduğumuz anlaşılıyordu. Evimizin yatak odaları sık ormanlığa bakıyordu.
Giriş kapısı da havuzlu bahçeye.
Havuz denince aklınıza o tarz evler filan gelmesin. 😀

 

 

İlk sabahımızda evdeki eşimle ki bana zerre kadar benzemiyordu. Buzdolabımızda var olanlarla kahvaltı ettik. En başından görev dağılımı yaptık.
O yemek pişirecekti, ben de bulaşıkları yıkayacaktım.
Yemek yapmayı bilmem de!

 

 

Evimiz kümes gibi küçüktü. Ev arkadaşımın odasında gardırop vardı benim odada yoktu. Çat kapı gelen misafirler olduğumuzu anlamıştım. İki gün sonra gardırop yapacak olan marangoz evimize gelecek, ölçüleri alacak, ona ne zaman hazır olur diye sorduğumda o sihirli kelimeyi söyleyecekti. Ben de yaşamım boyunca unutmayacaktım.
“Manyana”!
Kelimenin sözlük anlamı, yarın demek.
Ama yaşayarak öğrendim ki, manyana demek minimum 15 gün.
Bir Meksikalı size manyana dedi mi…Geçmiş olsun!

Velhasıl, kahvaltıyı ettikten sonra ekip olarak bahçede toplandık. Güneş gözlüklerimizi takıp, tshirt ve bermudalarımızla Puerto Aventuras’ın ağaçlıklı yollarına kendimizi attık. Şubat ayıydı ve hava sıcaktı. En güzel şey nem yoktu. Hava sıcak ama kuruydu. Kış modunda olan vücudumuz yeni hava şartlarına adapte olmaya çalışıyordu.

Resmen yabancıların koloni kurduğu gibi bir yerdi Puerto Aventuras.
Doğası da farklıydı. Hayatımda görmediğim kuş cinslerini görüyordum. Her yer sık ormanlıktı. Yolumuzun üzerinde İguanalar cirit atıyordu. İlk defa gördüğümüz için bizlere ilginç geliyordu.

 

 

Yolda ilerledikçe insanlarla karşılaşmaya başladık. Herkes güler yüzlüydü ve merhaba diyorlardı. Medeniyeti yaşamamış olan arkadaşlardan bazıları bocalıyordu. Cancun’a gelmeden önce bazılarını uyarmıştım. Oraya gittiğimizde, yolda karşılaşacağınız insanlar size selam verecekler. Genç kızlar, güzel kadınlar filan. Gülümseyecekler! Sakın memleketinizdeki gibi “Güldü, verecek.” mottosunu kafanızda canlandırmayın dedim… Üstüne basa basa!
İlk günlerde kimse adapte olamadı. Afalladılar! Rahmetli Kemal Sunal sırıtması yaptılar! Zamanla alıştılar. 🙂

Puerto Aventurasın sahiline indikçe güzel villalar, golf sahasıyla karşılaşınca bizlere daha bir salaş bölgeden evler tuttuklarını anladık. Yunusların eğitildiği ve yunuslarla yüzülen suni havuz vardı. Yunus eğitmenleri gün içinde yunuslarla çalışıyorlardı. Görüntü ve atmosfer harikaydı. Temiz hava ve oksijen oranı çok yüksekti. Yunus havuzlarının sağ arka tarafında otel de vardı. Zaman içerisinde otelin plajını ve havuzunu kullanacaktık. Dışarıdan gelenlere yasak değildi. Giriş parası da almıyorlardı.

Harika bir yat limanı vardı. Kendine ait! Yatlar ve balıkçı tekneleri çok güzeldi. Kılıç balığı avlamak için özel yapılmış tekneleri ilk defa orada görmüş oldum. Sahipleri genelde Amerikalılardı!
Orada yaşıyorlardı ve farklı bir koloni kurmuş gibiydiler.

 

 

Birkaç restoran ve kafe vardı. İlk işimiz internet kafe aramak oldu. Bir tane internet kafe vardı. Saat farkı olmasından dolayı Skype görüşmesi yapabilmek için akşam saatlerini beklememiz gerekiyordu. Ailelerimizin merak etmemesi için ilk bilgi maillerimizi attık.
Bütün gün deli danalar gibi Puerto Aventurasın içinde dolandık durduk. Her yeri tanıdık. Eksik olan ihtiyaçlarımızı küçük bir marketten temin ettik. Mayolarımızı giyip de denize girelim fikri hiçbirimizin aklına gelmedi. Çünkü çalışmaya gelmiştik!

Öğleden sonra evlere dağıldık ve istirahat ettik. Akşam üstü tekrar buluştuk. Kaldığımız evlerde sanki arındırılmış bölge gibiydi. Birimiz başımızı uzatıp ortalığa seslensek herkes duyardı. Komşularımızla tanışmaya başladık. Tek sorunumuz onların İngilizce bilmemeleri, bizim de İspanyolca bilmiyor oluşumuzdu. Beden diliyle bir yere kadar anlaşıyorduk. Amerikalı aileler de sahil kenarındaki villalarda oturuyorlardı.

Akşam saatlerinin serin olmasından dolayı sahildeki kafede oturmayı tercih ettik. Meraklı Amerikalılarla diyaloglarımız başladı. Playa del Carmen diye bir şehir merkezinin olduğunu öğrendik. Oturduğumuz Puerto Aventurasın önünden sık sık dolmuş geçiyormuş. Taksiler de uygun fiyatla götürürmüş. Tabii ki, ilk günün vermiş olduğu çekingenlikten dolayı gidemedik. Ne de olsa ertesi gün de ilk iş günüydü.