New York sehayatimde öğlen yemeği için gittiğim ama ne yazık ki bir şey yemeyi başaramadan geri döndüğüm şık bir mekan.
Uzun yıllardır bir çok şehirleri ziyaret eden ve yaşayan biri olarak bunu başarabilmem de benim açımdan da ilgi çekici oldu. Öncelikle çok geniş bir zaman dilimine sahip değildim. Zamanım kısıtlıydı.
Cadde üzerinde geniş bir vitrini olan ve içeride beyaz renklerin hakim olduğu bir restoran.
Biraz kafe biraz da bar olan bir mekan.
Kapıdan girdiğimde ortada ayaklı bir banko karşıladı. Sağ tarafımda bar vardı. Bar sandalyelerinde oturan ve bir şeyler yiyenler dikkatimden kaçmadı. Tam karşıda bir karşılama standı koymuşlar ve arkasında bir erkekle bir kadın müşterilere yer gösteriyor gibiydiler. Şık kıyafetleri de dikkatimi çekti.

Ben, nedense sol tarafta uzunca olan servis bankosunu seçtim. Çok güleryüzlü bir personel benimle ilgilendi ve menüyü takdim etti. Siparişlerimi belirledikten sonra aynı personelle göz göze gelince siparişimi verdim ve ben masaya geçiyorum dedim.
İşte tam o noktada akan sular durdu. Orada yiyemezsiniz dedi yine o güleryüzüyle. Gayet doğal olarak neden dedim. O bölümün rezervasyonlu olduğunu sadece arkamda duran ayaklı bankoda ya da pencerenin önünde yer alan bankoda yiyebileceğimi söyledi. Ama nasıl kibar ki, insanın sinirlenesi bile gelmiyordu. Her açıklaması güleryüzlü ve tamamıyle yardımcı olmak maksatlıydı.

 

 

Ben inadımı sürdürdüm. Yok, ben bankoda ya da camın önünde ulu orta yemek istemiyorum, masada yemek istiyorum dedim. Bankonun arkasından çıkarak, ilk girişte dikkatimi çeken ve müşterilere masa gösteren ilgililere benim isteğimi iletti. İlgili kişi de güleryüzle yanıma gelip, masaların olduğu bölgenin sadece rezervasyonla alındığını açıkladı. Peki rezervasyon yaptırmak istesem masaya geçmem ne kadar sürer diye sordum. Arkanızda bekleyenler oturduktan sonra dedi güleryüzle. Göz ucuyla baktım ki, ben ancak ikindi vaktinde bir şeyler yiyebilirdim. Peki oturarak yemek istersem ne yapmam gerekir diye yineledim. Kapının girişinde sağ taraftaki barı gösterdi. Sadece bu alternatifimiz var dedi. Tamam o zaman oraya orutuyorum deyip, bar’a geçtim.

Fotoğrafları da barda otururken çekmiş oldum. Aradan 20 dakika geçti ne yemek geldi ne de içecek. Arkamda duran o uzun bardaki personelle göz teması kurdum ve el işareti ile siparişlerim ne oldu diye sordum. Şaşkınlıkla suratıma ve bulunduğum bardaki çalışanlara bakınca, eyvah dedim bizim yemek faslı burada sona erdi.
Garsonyine hiç uflayıp puflamadan ve yüzünü asmadan yanıma geldi ve ben siparişinizi iptal ettim çünkü bar ile kasalarımız ayrı dedi. Bardan yeni sipariş vermeniz gerekirdi dedi. Ben de çok samimi güldüm.

 

 

Yani dedim.. Burada 3 ayrı restoran hizmeti mi var diye sordum.. Evet efendim dedi.
Vay dedim, bundan dolayı ABC kitchen denilmiş..!!
Garson, isterseniz bizim oradan siparişi yineliyelim oradan ben buraya getiririm siz de yersiniz gibi bir alternatif sundu.
Lâkin, benim vaktim kalmamıştı. Toplantıya gitmem gerekiyordu ve bu enteresan mekan içindeki sıradışı uygulamayla öğlen yemeğimi yiyemedim.

Garson nasıl mahçup oldu.
Ben buraların yabancısıyım, bir dahaki sefere başarırım dedim ve teşekkür ederek oradan ayrıldım.
Dışarıda bir gülme tuttu beni. Nasıl kendi kendime gülüyorum.
Sen kalk Rusya’da dillerini bilmezken bile yiyememezlik etmemiş ol. New York’ta gel bir öğün aç kal..!! 😊😊
Mekan ve hizmet çok güzel.
Yemeklerinin de güzel olduğunu varsayabilirim..
Tavsiye ederim.