Güneydeyim.
“Beş yıldızlı” bir otelin lobisinde oturuyorum.
Danışmanlık hizmeti istediler. Ön görüşme için geldim.
Beklerken de gözlemliyorum.

Lobide turistten çok yerli halktan insanlar geziniyor. Ellerinde tespih volta atıyorlar.
Müşterileri kesiyorlar. Daha doğrusu bikiniyle dolaşan otel müşterlierini!
Garsonlara sürekli çay sipariş edip, yüksek sesle yöre aksanıyla muhabbet ediyorlar.
Garsonların kazancı genelde bahşiş olduğundan ve yerlilerden bahşiş alamadıklarından (daha doğrusu yerliler vermediklerinden) bu duruma bozuluyorlar.
Asılan suratlardan belli!

 

 

İster misin diyorum (içimden)..
Şimdi bu otelin müdürü de elinde tespihle, üzerinden dökülen bir kıyafetle, ayakkabıların topuklarına basmış ya da terlikle çıka gelsin lobiye.
Otelin lobisindeki dekora filan tekrar bakınca yok diyorum.
Sen de ne abarttın be Ekrem!

 

 

Ve biri çıkıyor ortaya.
Bütün çalışanlar hazırolda.
Korkuyla karışık saygıyla. Yalancı saygı!
Yanımdan telaşla geçen garsona soruyorum kimdir diye.
Otelimizin genel müdürü diyor!
Eyvah eyvah..!

Aklımdan geçenle tek fark, terlik yok!
Timberland ayakkabısının topuklarına basmış. Çıplak ayak.
Koltuğa oturur oturmaz, bir ayağını da altına kıvırıyor.

Ama yiğidi öldür hakkını yeme.
Jean pantalonun markası “Armani”!

Kahkaha atıyorum, gülüyorum kendime. Fotoğrafını da çekiyorum.
Meğer gerçekmiş…
Görüşme tarafımdan iptal ediliyor!

Caaanım turizm…!