Tamamen tesadüfi girdiğim bir yerdi.
Girişi ilgimi çekmişti.
Hani, mücevher sektöründe bile çekici vitrin ya da görsel tasarımlar kullanılmıyorken, bu yerin daha ilk etapta vitrini beni cezbetti.
Adamlar renklerin çekiciliğini kullanarak (bilinçli mi bilmiyorum) vitrin yapmış vitrin..!!

Önünde birkaç masa, iki kapısı olan ve daha içeri girerken renk cümbüşü tatlılar-şekerlemeler ile karşılaşıyorsunuz. O biraz dar gibi görünen ama sizi çevreleyen güzel tatlılarla az biraz vakit geçirdikten sonra üst katın olduğunu öğreniyorsunuz.
Üst kata çıkan merdivenler pek sevecen görüntüde değil.
Bir kişinin ancak geçebileceği ve dik.

Ama yukarı çıkar çıkmaz “vaay güzelmiş!” dedirten bir atmosfer var.
Hani klasik bir şekerlemeci, tatlıcı dükkânı beklerken, lüks bir mimari konsept ile karşılaşıyorsunuz.
Gramofon bile konulmuş!

 

 

Chesterfield koltuk da var desem! 🙂
Işıklandırma bile bir çok mağazada olmayan kalitede!

 

 

Gelelim tatlı kısmına.
Büyük kızımla Kadıköy’de dolaşırken tesadüfi girdiğimiz bir tatlıcıda ne yesek diye düşünürken, kızım profiterol yiyelim dedi. Çok sevmesem de tamam dedim.
Siparişimizi verdik. Nasıl bitirdiğimizi hatırlamıyorum!
Enfesti!

 

 

O günden sonra kızım okulda ne kadar arkadaşı varsa öve öve bitirememiş. Arkadaşları da oranın müdavimlerinden olmuş.
Blogumu açtığım zaman “Yerken” bölümünde yazacağım diye notumu bile almışım.

1807 yılında başlayıp da günümüze kadar üstüne katma değer katarak gelen efsanevi bir marka olarak adlandırıyorum.

Mutlaka gidin…